Sosyal Sınıflar
Sosyal Sınıf; Aşağı yukarı aynı iktisadi kudrete sahip olan, hayat uslupları birbirine uyan, aynı kültür ve terbiyeyi almış bulunan, iktisadi menfaatleri müşterek olan ve bu dört kıstasa göre kendilerini aynı durumda hisseden fertlerin teşkil ettiği topluluğa denir.
Kafkas toplumunda sınıf yoktu, çok az sayıda esirlerden oluşan köleler vardı ki bunlar toplumsal yapıya etki etmiyordu.
"13-15. Asırlarda feodalite yaygın idi. Sınıflar vardı (pşı, znatni, vasal, serf, rabi, köle gibi). Pşılar mülkleri ve nüfuzlarıyla üstünlük sağlıyorlardı. İnteriyano’nun anlattığına göre zamanlarının çoğu at sırtında geçerdi. Pşıler feodaldi. Çiftçileri çalıştırıp yaşıyorlardı. Kendileri ‘zekoe’, ‘tewe’ gibi kolay zengin olma yollarını tercih edip çiftçilik ve ticareti hor görüyorlardı. Nakış vb. zevkli işler dışında kadınları iş görmüyordu. Evlerinde altın kap kacak bulunur, gümüş alet edevat kullanırlardı. Pşı, tebeasının doğan iyi taylarına el koyar, tebea da bu size layık, deyip verirdi. Kuzeybatı Kafkasya’daki köleler ‘vuneut’, Abazin diyalektiyle ‘wunav’ (kapıcı) esirlerden oluşuyordu ve çok kötü durumda idiler."
Orta çağda Kafkas toplumunun yapısı değişmeye başladı. Sınıf farklılıklarını kaçınılmaz kılan feodalite yayılmaya başladı ve şu sınıflar doğdu: 1- Pşı; reis, bey, 2- Work; reisin maiyeti, 3- Fokotl; hür, ne vergi öder ne de pşının otoritesi altına girerdi, 4- Pşıtl; çiftçi, pşının adamı, ekip biçtikleri mahsullerden, himayesine karşılık olarak pşıye pay verirlerdi. 5- Wıneut; genellikle harp esirlerinden oluşan kölelerdi ki belli başlı hakları yoktur. Bu düzen özellikle ovalarda oturan Kabardey, Besleney, Mehoş, Bıcırkoy, Bjeduğ, Hatıkoy ve Mamkhığlar hızla yayıldı. Zamanla ‘fokotl’ tabakası da ‘pşıtl’leştirildi. Kuzeybatı Kafkasya’nın dağlık kesiminde (Hakuteş, Şapsığ, Abzah, Natuhay, Wubıh vd.) demokratik eşitlik hakimdi.
Feodal sistemde sınıflar şu şekilde oluşmuştu: Pşı; köyün, bölgenin başı, Tlekotleş; prens, pşı adayı, Dıjınığo; altın kaplama gümüş anlamında prensin bir altı, Workşawe, Tlığuse; kendi başına buyruk, hür. Pşı ona yer ve hayvan, alet ve edevatverir, o da işçilerini çalıştırıp mahsûl toplar, Pşıye vergi verirdi. Beykoel; karın tokluğuna çalışan işçi, Tlkhokotl; hür insan. Pşının onayı ile dilediğini yapabilir , dilediği tarafa gidebilirdi. Tlekoşawe; keza hür işçi, anlaşma ile istediği yerde çalışabilirlerdi. Wuneut; ot kesip getirir, hayvan besler, vs. ayak işlerini yapardı. Şhaşekhuj; sözleşme yaparak hürriyyetini satın alan mükâteb köle.
Kabardeyler Adıgelerin bir koludur. Tlekoleş yöneticileri vardı; Tambiler, Kundetler, Anzorlar gibi. Pşıleri, pşıtleri, werkleri vardı. Tlekoleşler istediği yere gidip istediği ile çalışırdı. ‘Kodz’ tesmiye ettikleri yöneticilerini kendileri seçerdi. Kodz, Pşı ile birlikte onları yönetirdi. Bunlar kendi denkleriyle evlenirdi. Onların evini soyan öldürülürdü. Pşıler sadece pşı kızı alır pşılere kız verirlerdi. Pşı öldürmenin cezası çok büyüktü, kanla ödemek çok daha kolaydı. Pşıyı öldürenin ailesi öldürülür, çoçukları köle olarak satılırdı. Pşı, pşı olmayan birinden çoçuk sahibi olursa buna ‘tuma’ derler, tlekoleşten büyük, pşıden küçük sayılırdı. Workler ‘aşe-faşe’leriyle (Çerkeska ve silah takımlarıyla) pşıye eşlik ederlerdi.
Tlekoleşlerden sonra dıjınığeler gelir. Sözlük manası altın kaplanmış gümüş demektir. Civardan gelen Karaçay, Balkar ve Abhaz beylerini bu statüye indirirlerdi. Bu kategorilerin hepsinin kendi vasalları (werkleri) vardı. (H. Yehutenıtl; sonra Beslan Werk), sonra, work şawetlığuse gelirdi.
İşçiler de sınıf sınıf idi: Abzah, Şapsığ ve Nathoy’larda daha çok rastlanan ve Adıgey’de ‘dekhefetet’, Kabardey’de ‘leğuneut’ denen tflekotller pşının bahçesinde oturan, kendi ailelerinden olan yarı hizmetçiler idi. Bir de wıneutler vardı ki, esirlerden oluşur ve köle gibi çalışırlardı.
18. Asır’da Kafkasyalılar arasındaki sosyal münasebetler, önceden olduğu gibi farklılık arzediyordu. Bir tarafta feodalizim hüküm sürerken öbür tarafta bu daha hiç bilinmiyordu. Sosyal gelişme farklılık gösteriyordu. Bu durum kabileler arasında olduğu gibi kabile içinde de görülürdü. Mesela Adıgelerde aristokrasi de [Kabardeylerde) demokrasi de [Abzeh ve Şapsığlarda] vardı. Avar, Dargin ve Lezgilerin bir kısmı feodal, bir kısmı bağımsız idi.
Avrupa’da değişen feodal düzende artan lüksün senyörlerin sömürü haddini tırmandırması sonucu köylülerin kaçması neticesinin doğması süreci, Kafkazsya Adıgelerinde de yaşanmıştır. 1790’dan 1810 sonlarına dek, Kuban havzasında yaşayan Çerkes köyleri ayaklanarak feodaliteyi devirdiler, pşı ve workleri Ruslara veya Kırım’a sığınmaya mecbur ettiler.
(Kuban havzasında) 1790’da halk idareyi ele aldı, pşı ve workleri devre dışı bıraktı. Bunu isyan olarak değerlendirenler de olmakla birlikte, gerçekte içtimai bir inkılâp idi. Bu hareket, bölgede yayılmış olan feodaliteyi ortan kaldırdı.’
18. Asır boyunca, özellikle 2.yarıda Psıj ötesi kavimlerde ayaklanmalar sürüp giti. Kaçıp pşı olmayan yerlere gidiyorlardı. Aristokrasiden kaçıp demokrasiye gidiyorlardı. Abzeh, Şapsığ ve Natuhaçlar sadece Adıge değil, Abaza vs. kavimlerden gelenleri de kabul ve himaye ediyorlardı. Bu sebeple nüfusları hızla büyüyen bu üç kabile tüm Çerkesya ‘da ağırlığını hissettirmeye başladı. Pşısı olan kabilelere karşı koyabiliyorlardı. Büyük zorluklara rağmen sığınmacıları kabul etmeye devam ediyorlardı. Bu çatışmalarda bazen pşıler bazen de işçiler üstün geliyorlardı. 1792’de Şapsığ’daki tüm çiftçiler ayaklandı. Bu ayaklanmaya Abazeh ve Natukoylar da destek verdi. Şapsığ workleri kovuldu. Bu hepsine ders oldu. Workler de Bjeduğ Pşısı etrafında toplandı. 1793’te Peterburg’a heyet gönderip ayaklanmayı bastırmak için yardım talep etiler. Bunun üzerine II. Katerina bir Kazak müfrezesi gönderdi.
Adıge tarihinde önemli bir yere sahip olan Bzıyıka çatışması 1796’da vuku buldu. Şapsığ, Abazeh ve Natuhay çiftçileri ile Bjeduğ Pşısı komutasındaki workler çatıştı. Önce çiftçiler baskın geldi, ama pşıler onları hile ile ormanlara çekip top eşliğinde gelen Kazak müfrezesine kırdırdılar. Ve böylece durduruldular.
18. Asırda Kafkasya’da her bölgede sınıf çatışmaları baş gösterdi. Sebebi feodalitenin yayılıp işçilere yapılan baskının artmasıyla isyanların çoğalmaya başlamasıydı. Başlıca metot pşıden kaçmak idi. Daha hür bölgelere kaçıyorlardı. Han-Ceri’nin anlattığına göre Batı Kafkasya’da insanlar pşının baskısını hisseder etmez başka taraflara gidiyordu. Hatta Rus köylerine sığınanlara bile rastlanmıştır.Ruslar onları pşılere geri vermiyorlardı. Çünki Rus padişahı onları kullanıyordu.
1767’de gitgide artan kaçma hadiseleri üzerine Kaberdey pşıleri wınafe yaptı. İşçileri Balk ve Terç arasında sularından uzak tutma kararı aldılar. Kum suyu yakınına götürürek kaçışı zorlaştırmak istedilerse de bu karar üzerine onbin kadar işçi pşılerinden ayrılıp Balk ve Terç arasında Beştamak yaylasındaki Rus kalesine sığınma kararı aldılar. Pşıler bastırırsa Terç’i geçebilmek için köprü kurdular. Kıp Kalebek, Şpıgateş Musa, Bişow Merem, ayaklanmacıların elebaşı idi. H. A. Kizlar kumandanı Kinaz H.A. Patrapov bu ayaklanmaları kendi lehine değerlendirmek isdedi. Psıj ve Kum nehirleri tarafına gitmelerine razı değildi. Elçi gönderip ayaklanmaya destek verdiğini bildirdi. Pşıler de ayaklanmanın şiddetle bastırılamıyacağını anlayınca otuz şöhretli pşı gönderip onlardan köylerine dönmelerini istediler. Efendi değiştirebilme hakkı tanınması ve vergileri azaltma şartıyla anlaştılar.
Bazı Arap ülkelerinde, Rusya’da ve Türkiye’de ordu hiyerarşisinin oluşmasında, buralarda görev yapan Kafkas kökenli üst düzey subayların etkisi olmuştur ki bunun ‘pşı-werk-pşıtl’ sınıf sisteminden esinlendiği söylenebilir.
Sosyal Tabakalaşma
Sosyal tabakalaşma ile ilgili tartışmalar ele alınırken sınıf ve statü kavramları genellikle kullanılır. Statü kavramı ile ilgili olarak yapılan analizler, bunu ilk kullananlardan olan Max Weber’e, sınıfla ilgili analizler de Karl Marx’a dayandırılır
Dini İnançlar
16-18. Asırlarda Adıgeler sonbaharda ormana giderek kutsal saydıkları büyük bir ağacın altında daima gökte olduğuna inanılan 'Thaşkho' (Büyük Tanrı)'ya dua ederlerdı. Adıgeler arasında Hıristiyanlık bakiyelerine de rastlanmaktaydı. Bu asırlarda yazılı dualarla yapılan koruyucu sihre çok önem verilirdi. Bununla bağlantılı olarak demire saygınlık atfedilir, demirin faydasının görüldüğü yerlerde (ekim, hasat vb. zamanlarda) şölenler yapılırdı. Ekinlerin bereketi, yağmurun bolluğu vs. için de sihirler yapılırdı.
16-18. Asırlarda Kafkas halklarının dinleri birbirinden farklı idi. Dağıstanlılar, Nogaylar ve Çeçenler, Gürcistan'a yakın bir kaç köy hariç tamamen İslamiyeti benimsemişti. Adıge-Abazinlerin yarısı Müslüman, yarısı Hıristiyan idi. 17. Asırda Kabardeylerin ekseriyeti İslamı kabul etmişti. O zamanlar putperestler de vardı. İslama girdikten sonra da bir süre bu eski adetlerini sürdürdüler. Bölgeye gelen turistler dinlerini anlamakta zorlanıyordu. Bu durum İslamın adetleri tamamen bertaraf edemediğini göstermektedir.'
Kafkas halkları ne tam Müslüman nede tam Hıristiyan idi. 1859'a kadar Mezıtha (orman tanrısı), Psıtha (su tanrısı) vb. putperest inanışlara rastlanmaktaydı.
Bir zaman Hıristiyan olan Temirguey'in tanrı inançları çok çeşitli idi: Thaşkho (Meryem'in baş tanrısı) Şergups; Allah'ın Elbruz dağında bağladığına ve yerde ot bitmez, hayvanlar çoğalmaz, insanlar nefretle birbirini öldürür olunca çözüleceklerine inanılan kötü Cinler; su, ateş ve gök gürültüsü tanrısı olan Şıble; baskına (zekoe, tewoe) gidenleri koruyan tanrı Zeykuth; su, deniz ve deniz hayvanları tanrısı Kodes; orman ve av tanrısı Mezıtha; demir, silah tanrısı, bunlarla yaralananları iyileştiren, kendisi de usta bir demirci olan Leps; hayvan sürülerinin koruyucusu Ahin. Çerkesler İslam’ı Türklerden ve Kırım Hanlarından aldı. Ondan önce bir kısmı Hıristiyan bir kısmı putperest idi. Çok çeşitli tanrıları var idi; hasat, harb, sevgi, rüzgâr, deniz vs. tanrıları vardı. Kurban kesip zikirler yaptıkları, putları bulunan mabedleri vardı. Dini törenlerini genellikle açık alanlarda, özellikle kutsal bir ağacın altında yaparlardı. Dini ayinleri, özel bir kâhin yönetirdi.
Rum imparatoru Jüstinyen zamanında Hıristiyanlık yayıldı, kiliseler inşa edildi. İlk ruhban Nalçiğin 5 km. Kuzeyinde yerleşmişti. Kilise kalıntıları yanında bugüne dek süren Hirıstiyan adetleri de vardır, Siyah giyme, miladi yılbaşını kutlama, pazar gününe ‘Allah günü’ (Thamafe) deme gibi. İsa aleyhisselama çok saygı duyarlar. Kafkasya’da İslama ilk girenler Gürcüler, sonra Dağıstanlılar, sonra Kabardeyler olmuştur (m.12.asırda). Onlardan da tüm Çerkeslere yayılmıştır.
Çerkesler ‘Hadrıkhe’ dedikleri bir ölüler aleminin varlığına inanır, buranın korkunç bir yer olmadığını, oraya gidip salimen dönmenin mümkün olduğunu kabul ederlerdi.
Çerkesler Tha, şıble, bestetha, mezıtha, tlepş, ğoaşe vb. birden çok tanrıya inanırdı.
Adıgey’de İslamlaşma 16. Y.y.’da başlamıştır. Adıgeler hiç Hirıstiyan olmadılar, ama etkisinde kaldılar. N. Şora’nın yazdığına göre aralarında, 1717’de öldürülen ve kitapları yakılan son ‘Şocen’ gibi ‘şocen’ veya ‘dekan’ ünvanlı din adamları yaşardı. İslamiyetin ilk önce Dağıstan tarafından tebliğciler eliyle geldiğini belirten Mefedz S., komünizmin en şiddetli dönemlerinde yetişmiş olmanın olumsuzluklarından tamamen kurtulamamış olmalı ki İslamiyetin Adıgelere kan ve kılıçla geldiğini iddia etmektedir. Adıgeler 16-18. Asırlarda sonbaharda ormana giderek kutsallık atfettikleri büyük bir ağacın altında Thaşkho’ya (hep gökte olduğuna inanılan büyük tanrıya) dua ederlerdi. Hirıstiyanlık bakiyelerine de rastlanan Adıge inanışında İsa peygamber kabul edilir, Yaliya (İliya) bilinirdi.
Terbiye Usülleri
Etnolog J. Thamowko’nun belirttiğine göre eğitim çoğunlukla ailede yapılırdı. ‘Zekhes’lerde tecrübeli, akıllı, bilgili ve ahlâklı büyükler nesli eğitirdi.
Erkek çoçuk ‘pur’ verilir, binicilik, atıcılık vb. hususlarda eğitilirdi. Kızlar evlenene kadar serbest hareket ederlerdi.
Atalığa verme (pur) adeti Kafkas halkları nezdinde önemli bir yere sahip idi. Adıge, Abaza, Asetin, Balkar, Karaçay, Kumuk ve Dargin’ler de çok yaygındı. Zamanla pşıler werklere, werkler çiftçilere atalık vermeye başladılar. Erkek çoçuk baliğ oluncaya, kız çoçuk evlenecek yaşa gelinceye dek yetiştirilirdi. Kendi öz çoçuğundan daha ziyade purun beslenme ve eğitimine önem verirdi. Atalığın en önemli vazifesi puru iyi bir savaşçı olarak yetiştirmekti. Bu yüzden altı yaşındaki çoçuk, güreş, döğüş, ok atma, silah atma, binme, açlığa, sıcağa ve soğuğa dayanma gibi meziyetlerle donatılırdı. Kızlara khabze kuralları yanında biçki dikiş, mutfak ev işleri vs. öğretilirdi. Atalık tüm kabileye yakın akraba addedilir, hatta pur öz anne babasından ziyade atalığına bağlanırlardı. Çoçuk bebeklikten itibaren hayatın ve khabzenin içinde yoğrularak büyütülürdü. Ata binip, silah kullanabilen, meşakkate katlanabilen bir karakterde yetiştirilirdi. Evde ve haçeşlerde eğitilirledri.
Pşı çoçukları toplumun en münevverlerine verilip eğitilirdi. Başka kabilelere de pur verilirdi. Mesela Asetin çocuklar Adıgelere, Adıgeler Kumuklara verilirdi. Çoçuk ya doğar doğmaz veya birkaç aylık iken pur verilirdi. 8 ilâ 13, en geç 17 yaşına dek atalıkta kaldıktan sonra geri iade edilirdi. Kız çoçukları genellikle 12-13 yaşında iade edilirdi. Mürebbi, çoçuğa sınıfına uygun davranma, binicilik, atıcılık, ev idaresi, tarla işleri konusunda eğitirdi. Kız çocuklarına ‘pur’un hanımı tarafından dikiş, nakış vs. beceriler kazandırılır, ev hanımı olmaya hazırlanırlardı. Mürebbi çoçuğu at, faşe, aşe vs. ile süsleyip merasimle babasına iade ederdi. Bunun için büyük düğün merasimleri düzenlenirdi. Mürebbiyeye de değerli hediyeler verilirdi. Sonraları pur kalma süresi 3-7 yıla inmiş ve iadesi esnasında yapılan merasimler de hafiflemiştir. Mürebbiye akraba addedilerek otorite kazanması sağlanırdı.
Mr. Bell Adıgelerin mantalite yapısı konusunda şöyle yazmaktadır: ‘Çerkesler Kafkasların yerli halklarıdır ve düşünce şekillerinin zaman zaman Hıristiyan ve Müslüman komşularından etkilenmelerine rağmen tamamen kendilerine has bir eğitim sistemine sahip bulunuyorlar.’
Adıgelerin tarih boyunca eğitim ve öğretim faaliyetlerini nasıl yürüttüklerine dair müstakil bilimsel çalışmalar da yayınlanmış bulnmaktadır.
Aile Hayatı
1.2.6. Aile hayatıBu kısımda, genel olarak Çerkesler’in evlenme ve boşanma şekilleri, düğünleri, aile tipleri, aile fertlerinin üstlendiği roller vb. hususlar ile Adıge ailesinin komünist rejim döneminde maruz kaldığı tahribatları ele alacağız.
Evlilik
Dağıstan hariç tüm Kafkas kavimlerinde olduğu gibi Adıgelerde de egzogami hakimdir.
Evlenme genellikle şu üç yoldan biriyle gerçekleşirdi: "Guşe gupe yıbze" dedikleri beşik kertmesi (ki bu yöntem pek yaygın değildi), kaçırma ve aileler ve adaylar tanışıp anlaşarak. Yaşı geçtiği halde evlenemeyen olursa, arkadaşları onun adına kız bulur, kız ailesi gizlice oğlanın durumunu araştırır ve kızı onun arkadaşlarına teslim eder, onlar da getirip bekar kalan arkadaşlarına büyük bir sürpriz yaparlardı.
Gelinin iffeti son derece önemli bir husustur. Bakire olmadığı anlaşılan gelin baba ailesine iade edilirdi.
Çerkesler’de evlilik zor bir olaydır. Düğünler çok külfetli olduğundan nispeten daha kolay sonuçlanan ‘kızı kaçırma’ yöntemi yaygınlık kazanmıştı. Nadiren ‘zorla götürme’ olaylarına da rastlanırdı ki bunun sebebi daha çok başlık parasının aşırı yüksek oluşu olurdu.
Sovyet rejimi ile evlilik kurallarında zorunlu değişmeler olmuştur. Aleksandra Kollantay (1872-1952), Çarın ve kilisenin savunduğu aile kurumunun Çarlık rejimiyle birlikte yıkılması gerektiğini ilan ediyordu. 19 Kasım 1926’da yürürlüğe giren ‘evlilik, aile ve velayet yasaları’na göre evliliğin herhangi bir biçim kuralına uyması gerekmiyordu. Evlilik akdi nikah memuru tarafından herhangi bir tören yapılmaksızın tasdik olunan bir belge durumuna gelmişti. 8 Nisan 1944 yılında yapılan değişikliklerle nikah memuru önünde bir tören yapılmasına izin verildi. Evlilik için asgari 18 yaş sınırı kondu. Bu değişikliğe kadar çocuğun babasını tescil ettiren kadın idi. Evlilik dışı çocuğun bakımını devlet üstlenmekteydi.
Çerkeslerde İslam öncesi dönemde levirat (kocası ölen gelini kayın biraderiyle everme) ve sararat (akraba iki kızı peşpeşe alma) adeti vardı. Levirat adeti İslamiyetle şereflenmelerinden sonra da gitgide zayıflayarak sürmüştür.
Eş Seçimi
Adıgeler’de eş seçimi, adayların hür iradesine bırakılmıştır. Bununla birlikte kızın eş seçiminde aile büyüklerinin görüşü de önemli bir etken idi.
Evlilik yaşı
Evlilik yaşı; 20’nin altında idi. Ancak İslamiyetle kucaklaşmanın akabinde başlayan ve dört asır süren kanlı savaşlar ve peşinden yaşanan sürgün şoku nedeniyle normal evlilik yaş sınırı zamanla 25’in üstüne çıkmıştır.
Başlık
Günümüzde de Anadolu’da yer yer devam etmekte olduğu üzere başlık parası alınırdı. Bunun miktarı sosyal statüye göre değişirdi. Bu para genellikle at, silah, büyükbaş hayvan İslam öncesi dönemde köle ve nakit alarak verilirdi. Müslümanlaştıktan sonra başlık ikiye çıkmıştı; biri ebeveyne, biri geline (mihir) verilirdi.
Çok Evlilik
Çeçenlerde daha yaygın olan birden fazla evlilik Adıgelerde yaygın olmamakla birlikte Nart ‘tlıhuj’dedikleri kahramanların ve ‘pşı’ dedikleri beylerin birden çok kadınla evlendiği olmuştur.1330’da bölgeyi gezen Yulivan’ın kaydettiğine göre, Taman’da yaşayan Adıge Beyi’nin yüz kadarhanımı vardı.
Evlenme Yasakları
Gerek baba gerekse anne tarafından akrabalarla evlenmek kesinlikle kabul görmezdi. Bu gelenek bugünde sürmekedir. Bu tür evlilik gerçekleştirenler bir çukura atılıp taşlanarak öldürülürdü.
Dağıstan hariç, diğer Kafkas halklarında hakim olan akraba evliliği yasağı Adıgelerde en sert şekilde uygulanır, aynı sülale mensupları ve süt kardeşler yakın akraba addedilirdi.
Süt kardeşle ve ,başka dinden biriyle evlenmek yasaktı. Bey sülalesine mensup biri köle (işci) sıfından biriyle evlenemezdi. Bunun aksi de aynen yasak idi. Ancak bu sınıf farkı gözetme kuralı İslamiyetle birlikte gevşemiş, bugün tamamen yok olmaya yüz tutmuştur. Evlilikte sınıf farkı kesinlikle gözetilir, köle kızı alınmaz, köleye kız verilmezdi.
Gerek Kafkasya’da, gerek diyasporada (Kafkasya dışında Çerkeslerin yaşadığı yerler) bugün için yaşayan evlenme yasakları akraba evliliği ve süt kardeş evliliğidir. 130 yıllık aradan sonra dünyanın dört bir yanından gelip atayurtlarında karşılaşan Çerkesler sülalelerini buluyor ve yakın akraba muamelesi görüyorlar. Aynı sülale adını taşyanların evlenmesine asla müsamaha edilmiyor.
Bakire olmadığı anlaşılan gelin derhal baba evine iade edilirdi.
Çerkes toplumunda namus ve iffet son derece büyük bir titizlikle korunurdu. Nadiren vuku bulan zina olaylarına en şiddetli cezalar uygulanırdı. Evli biri zina yaparsa öldürülür, zani bekar ise yüz sopa vurulurdu. İslam öncesi Çerkes toplumunda evli kadın zina yapacak olursa, kocası tarafından saçları kökten kazınıp elbisesinin kolları dirseklere dek kesilir ve öylece bir ata bindirilerek babasının evine yollanırdı. Onunla zina eden erkeği de ya koca veya onun arkadaşları yakalayıp öldürürdü.
Boşanma
Karı koca arasındaki anlaşmazlıkları yifend dedikleri imamlar ile ‘nahıj’ dedikleri saygıdeğer yaşlılar hallederdi. Bu gibi davalarda kocanın tercihine daha çok önem verilirdi.
Nadiren vuku bulan boşanmalar şu şekilde gerçekleşirdi. Ya koca şahitler huzurunda ‘ben artık seninle yaşamıyacağım’ der yol verirdi. Veya iki şahit ile köy mollasının huzurunda üç kez ’tallaktuk’ der üç adım atardı. Kadın 4 ay 10 gün bekledikten sonra dilediğiyle evlenirdi.
Sovyet rejimi politikaları sonucunda Çerkesler arasında boşanmanın yaygınlaştığı görülmektedir. Eğer çocuk yoksa resmen boşanma olayı, nikah memurluğuna başvuran herhangi bir eşin talebi üzerine nüfus kütüğüne bir kayıt düşülmesi işleminden ibaretti.
Karma Evlilikler
Kafkasya’da mislümanlarla gayr-ı müslimler arasında vuku bulan nadir evlilikler tek yönlüydü. Bu durumda, müslüman bir erkek müslüman olmayan bir kadınla evleniyordu. Müslüman kızlar hemen hiç bir zaman gayr-ı müslimlerle evlenmiyorlardı. Daha çok kentlerde rastlanan gayr-ı müslim gelin alma olayı bile koca evinde husumetle karşılanırdı.
Karma evlilikleri kolaylaştıran etkenleri araştıran sosoyologlar, kentleşme, çok ulusluluk ve eğitim seviyesini, bu konudaki en etkin faktörler olarak ortaya koymuşlardır. Son yıllarda Kafkas cumhuriyetlerinde hızlı bir entellektüel gelişme oldu. Ayrıca, erkeklerle kadınlar arasındaki eğitim düzeyi farkı gözle görülür şekilde azalmaktaydı. Bu durum karma evliliklerin artmasında etkili olmuştur.
Karma evliliklerde müslüman babanın milliyeti hep baskın çıkardı. Ender olarak rastlanan müslüman kadının gayr-ı müslim erkekle evlenmesi halinde de çocuklar annenin milliyetini seçerdi. Karma evlilikler bile İslamın dışında bir dünyaya açılmaya meydan vermiyordu. Sovyet iktidarı (terfi sebebi kabul ederek vb. yollarla) etnik grupların karışmasının ve milletler üstü bir toplumun karma evliliklerle gerçekleşeceğini ümit ediyordu.
Düğün
Yeni kurulan ailenin nasipli ve bereketli bir aile olması için düğün yemeğine çok büyük önem verilir, zengin bir çeşitle donatılırdı. Düğünde en önemli olay ‘wune yışe’ dedikleri gelini damadın evine buyur etme merasimiydi. Büyük bir grup eşliğinde, mızıka çalıp ‘wered’ (şarkı) söyleyerek, silah atışları yaparak gerçekleştirilirdi. At yarışı, güreş vb. spor gösterileri düzenlenirdi. Mızıka eşliğinde, kız erkek karşılıklı Kafkas oyunları oynayarak yapılan Çerkes düğünleri hem Kafkasya’da hem de diyasporada yaşatılmaktadır.
Evlenme merasimi, Kafkasya’da yaşayan müslüman halklar için, geleneklerine olan derin bağlılıklarını gösterme ve Sovyet kanunlarını ve tutumunu küçümseme için bir fırsat olarak değerlendiriliyordu. Başta ziyafet için kurban kesilmesi olmak üzere hükümetin hiç de tasvip etmediği bir sürü masrafların yapıldığı görkemli şenlikler olurdu. Üstelik bunlar mahalli yetkililerin huzurunda yapılırdı. Evlilik merasimi doğum merasimine nispetle Müslümanların ata geleneklerine bağlılıklarını gösterme fırsatını daha çok vermekteydi. 1960 yılları başında meseleye eğilen Sovyet rejimi, dini nikahların artma eğiliminin, resmi nikahın cazibesi olmayan donuk ve bürokratik özelliğinden kaynaklandığını düşünerek görkemli nikah sarayları inşa edilmiş ve büyük törenler düzenlenir olmuştu. Ama hiç bir şey değişmemiş gibi dini nikah törenleri cazibelerini muhafaza etmeye devam etmişlerdi. Müslüman toplumda resmi nikah sonucunda doğmuş çocuklar rahatlıkla meşru kabul edilmiyordu. Dini nikah bir vicdan hürriyeti meselesi olarak düşünüldüğünden yasaklanamamıştı. Ancak, baliğ olmamış veya rızası olmayan kızların evlendirilmesi, kız kaçırma, başlık vb. adetler ekonomik ve sosyal gerekçelerle yasaklanmıştı. Buna rağmen yer yer devam ediyordu. Mesela başlığın herkesçe malum rayiçleri vardı. Kafkasya’da nişanlının müstakbel kocanın ailesine takdim edildiği törenler (nıse yışe) devam etmekteydi. Merasim boyunca gelin yüzü kıbleye dönük vaziyette ayakta dururdu.
Sovyetler Birliği’nde Ekim devriminden sonra tamamen kaldırılmak istenen aile müessesesi, Marksist teorisyenler tarafından çekirdek ailenin, cemiyetlerin ağır ve hızlı değişmesiyle beraber sosyal şartların değişmesi sonucu ortadan kalkacağını iddia etmişlerdir. Her değişimi ekonomik şartlara bağlayanlar, aileyi özel mülkiyet müessesesinin ortaya çıkardığı kapitalist bir kurum olarak kabul etmişlerdir.
Ailede gelenekselliğin devam edeceği, dolayısıyla bu müessesenin zayıflatılması ve yok edilmesi hedef alınmaktaydı. Ancak, takip edilen politikalar ve ailenin görev ve fonksiyonlarını yerine getirmek üzere oluşturulan kurumlar başarılı olamamış; sonuçta bu politikalardan geri dönülmüştür.
Düğün merasimleri meyanında, akrabalık yollarını çoğaltma tekniklerinden biri olan ‘teha’ (Batı Kafkasya’da ‘teşe’) dedikleri bir seremoni yapılır; yeni akraba adayı olarak seçilen yabancı bir delikanlı odasının köşesinde ayakta bekleyen gelinin önünde durur, ‘dünya ahiret bacımsın, iki iki bacım var, üçüncüsü sensin’ der, kamasının ucuyla iki kere biraz kaldırır, üçüncüsünde örtüyü arka tarafa atar, yüzünü açardı. Tavandaki yuvarlamaya üç kez kamasıyla vurup bu akrabalığın nişanesi olarak işaret atardı.
Kafkas halklarında ‘kaafe’ denen dansın önemli bir yeri vardı. Hiç bir sevinçli merasim ‘kaafe’siz olmazdı. Asırdan asıra daha sanatkârane ve daha estetik bir hal alan bu oyunda erkeğin şahsında sertlik, heybetle dimdik ayakta durma, kızın şahsında ise zerafet ve nezaket zirveye ulaşır.
Hane Halkı Sayısı
Çiftlikvari yerleşim şekli gereği çalışacak çok sayıda insana ihtiyaç duyulması sebebiyle aileler kalabalık olurdu. Beş neslin bir arada bir tek ailede yaşadığı olurdu. Aile reisi, evli bekar tüm çocukları ve torunlarıyla birlikte yaşardı. Bu gibi normal bir aile 40-60 kişiden oluşurdu. Bu sayının yüze çıktığına dahi rastlanmıştır. Ayrıca uşak ve köleleri olurdu.
16-18. Asırlarda aileler birlikte yaşardı. Potemkin’in anlattığına göre Kabardeyler dededen toruna ayrılmadan oturur, aynı kaptan yerlerdi. Hane halkı fert sayısı olarak sorulmaz, ‘kaç kazan?’ diye sorulurdu. Bir ailede 15-100 kişi yaşardı. Aile belli bir büyüklüğe ulaşınca ayrılır, ayrılan da hızla büyümeye başlardı. Ayrılan yeni aile çok uzağa gitmez, yakın bir yerde yerleşirdi. Oğul evlenince ona ayrı yer verirlerdi. Adıge ailesi genellikle anne, baba, çocuklar, dede, nine, kız ve erkek kardeşlerden oluşurdu.
Aile İçi Roller ve Münasebetler
En yaşlı üye ‘thamade’ (reis) olur, tüm işleri o idare ederdi. Hane toplantısına erkek üyeler katılırdı. İkinci otorite onun hanımı (‘goaşe’) olup ailenin tüm bayanları üzerinde sözü geçerdi. Aile içi ilişkiler ‘büyük-küçük’ ilkesine göre düzenlenirdi (İstoriya Narodov Severnogo Kavkaza, c.1, s.474). Aile reisi ölünce, kalan en yaşlı üye reis olurdu. ‘Ailede illa ki bir kanun olmalı’, ‘ana babanın sözü fiili kanundur’ gibi ata sözleri ‘thamade’nin ne kadar büyük bir yetkiye sahip olduğunu göstermektedir. 1847 yılında kabul edilen bir kanuna (khabze) göre ‘baba tam yetkilidir, hane halkı ona karşı köle gibi davranmalıdır.’ Babadan izinsiz hiç bir iş yapılmaz, o dilediğini yapar, istediği gibi cezalandırırdı. Evlilik izni babadan çıkar, başka türlü kabul edilmezdi. Kızını dilediğine verir, izinsiz kaçarsa evlatlıktan reddedilirdi. Keza oğlu izinsiz gelin getirirse evlatlıktan red olunurdu. Babasından zulüm gören aile bireyi onu sülale büyüğüne şikayet edebilirdi.
Nalçik’te oturan seksenini aşkın Hadiyat Nine okuduğu evradın sevabını peygamber ve ashabından sonra kayın pederi ile kayın validesinin, daha sonra kendi ebeveyninin ruhuna bağışladığını söylüyor. Bu edebi annesinden öğrendiğini belirterek şu açıklamayı yapıyor: Gelin giderken annem bana dedi ki; ‘yavrum, artık sen gittiğin evin insanısın, onlara öncelik vereceksin...’.
Toplumun hücresi mesabesinde olan aile kurumuna Sovyet rejimi boyunca yöneltilmiş bulunan tahripkar uygulamalar neticesinde bugün Kafkasya Adıgelerinin aile yapısı parçalanmış bir tablo görüntüsü arz etmektedir. Bunun sonucu olarak aile içi rol çatışması vs. problemler yoğun şekilde yaşanmaktadır.
Kadın
Kadın erkeğe tabi idi. Kızlar üzerinde annenin salahiyeti daha fazlaydı (Dumanov, 39). Aile ekonomisine önemli bir katkısı olan kadın ev işleri ve çocuk yetiştirme yanında bağ bahçe işlerine yardım eder; yün, deri ve keten işleri yapar, süt mamulleri elde ederdi. Şeriat ve habze kanunlarına riayet konusunda son derece titizlik gösterirlerdi. Yemeği hazırlar ama misafire kendisi götürmez, servisi ya kocası veya oğlu yapardı. Doğum yapan gelin, sair aile kadınları gibi söz sahibi olurdu.
Sovyet rejimi döneminde kadının konumunda önemli değişmeler vuku bulmuştur. Sosyo-ekonomik faaliyetlerin her dalında görev üstlenmesi, geleneklerin zayıflaması ve demografik dengenin bozulması bunun başlıca etkenleri olmuştur. Dünya Bankası’nın 1995 yılında yaptığı ‘Dünya Kalkınma Göstergeleri’ başlıklı araştırmaya göre Rusya Federasyonu genelinde 8.350.000 kadın fazlası vardır ki bu RF genel nüfusunun % 5’i demektir.
Adıgelerde kadın evlendikten sonra da soy adını kullanır. ‘Falanların kızı’ veya ‘filanların gelini’ diye anılır.
Çocuk
Çocuklar nart hikayeleri, habze ve namus kuralları iyice öğretilir, çalışkan, terbiyeli, cesur, dürüst, doğru sözlü, adil, merhametli ve saygılı bir fert olarak yetiştirilirlerdi. Güçlü ve sağlıklı bir bedene sahip olmasına önem verilirdi. "P’ur" denen çocuğu atalığa verme geleneği bu düşünceden doğmuş ve ebeveynin şefkatinin çocuğun eğitimine menfi etki etmesi önlenmiştir.
Erkek çocuk soyun devamını sağlaması ve savaş kabiliyeti sebebiyle önemsenirdi.
‘Bütün anketler, dine karşı tutumları, yaşadıkları çevre (kent yada kırsal kesim), eğitim seviyeleri ve sosyal statüleri ne olursa olsun tüm sovyet aleminde (müslüman) erkek çocuklarının hemen hepsinin sünnet olduğunu göstermekteydi. Çocuklara ad seçerken de dini gelenekler önemli rol oynamaya devam etmekteydi. Şeytanın dikkatini başka yere çevirmek ve çifte kimlikle onu aldatmak amacıyla çocuğa ikinci bir isim verme geleneği doğmuştu.
Eylül 1996 tarihli ropörtajda KHK (Kafkas Halkları Konfederasyonu) fahri başkanı Musa Yure Şenıbe, Yure adını sevmediğini ve artık kullanmadığını, onun işlevinin geride kaldığını belirtmiştir.
Miras
Baba ayrılan oğluna dilediğini verirdi. Kıza pek fazla mülk verilmezdi. Baba hayattayken mirası bölüştürmemişse çocukları arasında eşit oranda bölüşülürdü. Red olunan çocuk mirastan mahrum kalır, haksız red durumunda sonradan itiraz hakkı saklı tutulurdu
Baba ölürse, kalan mülkü çocukları eşit şekilde bölüşürlerdi. Oğlundan olan torunları mirasa katılırdı. Ölenin çoçuğu yoksa miras akrabalara bölüştürülürdü. Akraba varsa kıza miras verilmez, hiç erkek akraba yoksa ancak o zaman kıza verilirdi.
Ev Ekonomisi
Geçim erkeğe ait olup kadının asal görevi erkeğe itaat idi. Ailenin tüm ihtiyaçları aile fertlerince karşılanır, her aile kendine yeterdi (doğal ekonomi). Ailenin bütün bireyleri ev ekonomisine katkıda bulunurdu. Et, süt, yün vb. hammaddeler çok tüketilir, elbise, ayakkabı vs. tüm giyim kuşam ihtiyaçlarını kendileri üretirdi. Ev endüstrisi giderek gelişti ve el sanatları mesleğe dönüştü. İhtiyaç fazlası üretip satmaya başladılar. Yamçı, ayakkabı, eğer yastığı, heybe, halı vb. eşyalar çokça üretilmeye başlandı. Ancak ustalık ve kalite haneden haneye değişiyor, satılmak maksadıyla üretilenlere daha bir özen gösterilirdi. Endüstrileşmenin Çerkes ailesi üzerinde gösterdiği en büyük etkiler, ailenin eskiden icra etmiş olduğu fonksiyonların azalması, boşanma oranlarının eskiye nazaran büyük bir artış kaydederek ailenin parçalanması ve kadınlar ile gençlerin toplumdaki konumlarının değişmesi hususlarında görülmüştür.

Adıgey Cumhuriyeti